Ölümün Hakikati

Biz bu dünyada doğumları ve ölümleri sürekli bir yenilenme ve tazelenme şeklinde seyrederiz. Bir bahar mevsiminde yeryüzü canlanıverir. İskeletler gibi cansız ve kuru ağaçlar çiçeklere bürünür. Rengârenk bitkiler yerleri kaplar; onların başına binlerce tür sinekler, böcekler, kuşlar ve daha başka canlılar üşüşür. Sonra, çok geçmeden, gelenler gider. Çiçekler kurur, böcekler ölür, ağaçlar yine iskeletlere döner. Yerin üzeri bembeyaz bir kefen gibi karlarla örtülür. Fakat ölüm de sürekli kalmaz dünyamızda. Ertesi bahar yeryüzü yine canlanır. Gidenler tekrar gelir. Yine yeryüzü cıvıl cıvıl hayat kaynamaya başlar.

Aslında bu manzaralar beraberce yaşanır. Dünyanın bir yerinde ağaçlar yapraklarını dökerken bir başka yerinde rengârenk çiçekler açar. Sonra aynı macera tersinden yaşanır:

Dirilenler ölür, ölenler dirilir. İnsan da ölümüyle ve dirilişiyle dünyanın kaderini değişik bir ölçekte yaşar. O da ölmek için gelir bu dünyaya. Sonra da dirilmek için ölür: Tıpkı çiçekler gibi. Şu farkla ki, çiçekler bir başka baharda, insan ise bir başka âlemde dirilmek için ölür.